Ağlamak Ne Kadar Gerçektir?
Eskilerin çok bilinen bir sözüyle başlayayım:
“Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.”
Bu söz, bugün CHP’nin içinde bulunduğu tabloyu anlamak için neredeyse birebir geçerlidir.
Kılıçdaroğlu döneminde başlayan savrulma, bugün artık “raydan çıkma”yı da aşmış; kurucu partiyi geri dönüşü zor bir çöküş sürecine sürüklemiştir. Kurultay sahnesinde yaşananlar ise bu sürecin sembolik fotoğrafıdır.
Ağlayan bir liderin, partisinin temel ilkelerini aşındırırken samimi olduğuna inanmak güçtür. Gözyaşı, siyasal bir araç haline geldiğinde vicdan değil, strateji üretir. Bu nedenle kurultayda verilen görüntüyü masum bir duygusal boşalma olarak okumak mümkün değildir.
Daha önemlisi şudur:
Özgür Özel’in siyasal çizgisi giderek etnik temelli bir dile yaslanmaktadır. “Eşit yurttaşlık” ve “yerelde özerklik” başlıkları altında dillendirilen öneriler, sosyal demokrasi değil; ulus devletin temelini zayıflatacak bir yönelimdir.
Burada sormak gerekir:
Türkiye’nin gerçek meselesi gerçekten “Kürtçülük” müdür?
Bu ülkenin Kürt yurttaşları zaten eğitimde, meslekte, kamuda, siyasette yok mudur?
Diyarbakırlı bir öğretmen, Vanlı bir doktor, Ağrılı bir mühendis bu ülkenin her kademesinde görev yapmıyor mu?
Hangi Kürt genci hakkı olan üniversiteye giremiyor?
Hangimiz Kürt komşumuz, arkadaşımız, dostumuz olmadığını söyleyebilir?
O halde “yerelde özerklik” ne anlama gelmektedir?
Bu söylem, eşitlik değil; ayrışma üretir.
Ulusal birliği zedeler, Cumhuriyet’in kurucu bağlarını gevşetir.
Türk milleti kavramı yerine soyut bir “eşit yurttaşlık” retoriğini emperyalist bir çerçevede dayatmak, en son CHP’nin sahiplenmesi gereken bir tutumdur.
Kurucu parti, ulusal bütünlüğü savunmakla yükümlüdür; onu tartışmaya açmakla değil.
Sonuç olarak:
Gözyaşı samimiyeti değil, siyasetin yönünü gösterir.
Ve bugün CHP’nin yönü, Cumhuriyet’ten uzaklaşmaktadır.