SIRANIN KİME GELECEĞİNİ ASLA BİLEMEZSİN!
Bugün 12 Eylül zindanlarında yaşanmış onca acıyı paylaşarak, sizleri o yıllara götürmek istiyorum…
Bir vatansever arkadaşım, İbrahim Kaypakkaya ile ilgili kısa bir yazı paylaşmış. Yazısında İbrahim için, Kemalizm’i ırkçılık olarak tanımlamasına dikkat çekerek “Soyadı gibi kaypak” ifadesini kullanmış.
Evet, ben İbrahim Kaypakkaya’nın kurduğu TKP/ML-TİKKO davasında uzun yıllar mahpus yatmış biri olarak söylüyorum: İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm tespiti doğru değildi. Devrim yolu planlaması, yani devrimin “Kırlardan şehirlere parça parça iktidar kurarak gerçekleşecektir” tezi yanlıştı. Buraya kadar tamam, ancak onun için “Soyadı gibi kaypaktı” ifadesinin kullanılması kabul edilemez. Bu söz canımı yaktı, beni derinden üzdü.
İbo; ser verip sır vermeyen, davasına sadık, arkadaşını ele vermeyen, sempatik, kararlı ve mütevazı biriydi; ona bu yakıştırma hiç yakışmadı. Üç ay gibi uzun bir süre Diyarbakır zindanlarında olağanüstü işkencelere göğüs germiş, sonunda bu uğurda bedenini vermiş İbo’ya bu tarz bir söylem haksızlıktır.
…
12 Eylül zindanlarında işkence sırasının kime geleceğini asla bilemezdik. Kendimizi her an işkenceye hazır tutmak bizim işimizdi. Kadrolu dayak yiyen, haftanın üç günü idarenin “davetini” kırmayıp o uzun maltaya yol alan ve sonunda işkenceye merhaba diyen bir çocuk topluluğuyduk… Zindanları sanata çeviren, elma yanaklı çocuklardık.
Günü, saati ne zaman olursa olsun biz hazırlıklı, önceden antrenmanlı olurduk. İşkence dönüşünde koğuşta makaranın kralını yapan biri mutlaka çıkardı. İşkence gecesi sırasını savmış kim varsa, o gece aynalı bir uyku çekerdi.
Kimin mektubu gelse hep beraber okur, mektup sahibini dinlerdik. Dışarıdan gelmiş nefis havayı adeta içimize çeker; dışarıda yaşanmış anıları o mektuplar sayesinde yeniden yaşardık. En ağır şartlarda bile onlarca hikaye çıkarır, mizahın dibine vururduk.
Şimdi birçok arkadaşımız aramızdan ayrıldı, sonsuzluğa uğurlandı. Geride o dönemlerden kalan az sayıdaki insanın çoğu ise maalesef bugün PKK tarafından himaye altına alınmış durumda.
Sıra bir gün mutlaka bize de gelecek, bu dünyadan göçüp gideceğiz. Ama PKK’ya teslim olmadan, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda ısrarla yürümeye devam edeceğiz!