Sayfa Seç

Sinek Avlamak Kadardır Türk Solunu Avlamak

Sinek Avlamak Kadardır Türk Solunu Avlamak

1968 kuşağından sonra Türkiye solu, kendi öz benliğini büyük ölçüde yitirmiştir. O günden bu yana planlı bir dönüşümle, kimliksizliğe ve siyasal bir hiçliğe sürüklenmiş; bu savrulma hâlâ devam etmektedir.

Ulus bilinci konusunda, bugün siyasal İslamcı hareketlerin bile gerisine düşmüş bir sol anlayıştan söz ediyoruz. Küresel güçlerin yönlendirmelerine açık, kendi ülkesinin bağımsızlığı konusunda net bir duruş ortaya koyamayan bir yapı… Bu durum, sol adına büyük bir çelişki ve tutarsızlık üretmektedir.

Yakın geçmişten somut bir örnek verelim:
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri…

Bu süreçte, PKK çizgisinden gelen birçok açıklamanın, AKP–MHP iktidarına karşı Kılıçdaroğlu’nu destekler nitelikte olduğu görüldü. Türkiye’deki sol yapıların önemli bir bölümü de, bu tabloyu sorgulamadan aynı siyasi hatta konumlandı.

Sonrasında ne oldu?
Siyasal dengeler değişti, yeni ittifak ihtimalleri konuşulmaya başlandı ve dün “faşizm” diye tanımlanan yapılarla bugün temas kurulur hâle gelindi.

Bu tablo, ideolojik tutarlılığın ne kadar zayıfladığını açıkça göstermektedir.

Peki, sol adına iktidara gelen rejimler her zaman özgürlükçü müdür?
Hayır.

Tarih bunun aksini defalarca göstermiştir.
Stalin dönemi Sovyetler Birliği,
Kuzey Kore,
Çin Halk Cumhuriyeti,
Romanya,
Baas rejimleri,
Irak’ta Saddam Hüseyin,
Suriye’de Esad ailesi…

Bu örnekler, “sol” etiketi taşıyan iktidarların da otoriterleşebileceğini ve baskıcı rejimlere dönüşebileceğini göstermektedir.

Bugün Türkiye’de “sol” adına konuşan birçok yapı; emek mücadelesi, grevler, sınıf politikaları, anti-emperyalizm ve ulusal bağımsızlık gibi temel başlıklarda sessiz kalmaktadır. Buna karşılık, kimlik siyaseti ve mezhepsel ayrışmalar merkezî bir konuma yerleşmiştir.

Kendini sosyalist olarak tanımlayan bazı parti, vakıf ve sendikal yapıların; küresel fon mekanizmalarıyla kurduğu ilişkiler de ciddi biçimde tartışılmalıdır. Bu ilişkiler, solun bağımsız siyasal çizgisini zayıflatmakta ve onu etkisiz hâle getirmektedir.

Bugün ülkede;

  • İşçi hakları gerilerken,
  • Eğitim ve sağlık sistemi çökerken,
  • Cumhuriyet’in temel kurumları aşınırken,
  • On binlerce insanın hayatına mal olmuş bir çatışma süreci hâlâ hafızalardayken,

Bu gerçekler karşısında net bir duruş sergileyemeyen hiçbir yapının “toplumcu” ya da “devrimci” olarak tanımlanması mümkün değildir.

Gerçek solculuk;
ulusal bağımsızlıktan,
anti-emperyalist duruştan,
halkın ortak çıkarlarından
vazgeçmez.

Bu değerleri terk eden her yapı, ne yazık ki halktan kopmuş demektir.

Selam olsun;
ulusal bağımsızlık mücadelesini,
emperyalizme karşı direnişi,
gözünü kırpmadan savunanlara…
Başta 68 kuşağının onurlu devrimcilerine ve Atatürk devrimcilerine.

Yazar hakkında