Sayfa Seç

BUCA CEZAEVİ TÜNEL SÜRGÜNÜ – 2

BUCA CEZAEVİ TÜNEL SÜRGÜNÜ – 2

Ağlayanlar, sadece annelerimizdi…

Daha dün çocukken, kendimizi büyük sürgün yollarında bulduk.
Oysa yaşamadığımız, dokunamadığımız ne çok güzellik vardı…
Hepsini, annelerimizin gözyaşlarıyla dolu yaşanmamışlıklar olarak geride bırakıp, meçhul bir yolculuğa doğru koşuyorduk.

Derler ki;
En mutlu uçan kuşlar saka kuşlarıdır.

Biz ise çocukluğumuzun saka kuşlarıydık.
Annelermizin sevincini belki yanımızda götürdük ama onlara derin bir üzüntü bıraktık.

12 EYLÜL’ÜN ANNELERİ

Kederli 12 Eylül anneleri, yine 12 Eylül zindanlarında yaşama tutunmamıza yol gösterdiler.
Dışarıdaki özgürlüğün kokusunu durmadan bize taşıdılar.

Ne güzel kokarlardı o ziyaret anlarında…
Arada kirli camlar, demir parmaklıklar olsa da, annelerimizin kokusunu içimize çekerdik.

Koğuşlardaki baskın anlarını, belki de herkesten fazla hafızama kazıdım.
Bu iddialı olabilir ama benim için gerçektir.

İlk beyaz atletimi, ince bir sopaya bağlayıp havalandırmaya doğru salladım.
Çok kayıp verebilirdik…
Ağır yaralılar olabilirdi.

BASKIN

Göz gözü görmüyordu.

Dipçiklerden, coplardan kendimizi korumaya çalışıyorduk ama yalnızdık.
Birbirimizden haberimiz yok gibiydi.

Kapılar tek tek kırıldı.
Yakaladıklarını havalandırmaya attılar.

Üstümüz başımız yırtık, yara bere içinde;
İkinci ve Üçüncü koğuş havalandırmasına doldurulduk.

İkinci koğuşta kalan arkadaşların kapılarını kilitlemişlerdi.
Oradaki yoldaşlar bize yardım etmek için her şeylerini verdiler ama ayrıldık.

Üç gün süren isyan girişimi bastırıldı.
Artık sonucu bekliyorduk.

Sürgüne gideceğimizi biliyorduk.
Ama nereye, ne zaman, hangi koşullarda…
Bunu bilmeden beklemekten başka elimizde hiçbir şey kalmamıştı.

İSİMLER

Yanılmıyorsam dördüncü günün sabahıydı.

Cezaevi idaresi anonsa başladı.
İsimler okunuyordu.

İlk üçte benim ismim de anons edilmez mi?

Doğrusu hiç beklemiyordum.
Zira daha yeni girmiştim mapushaneye.
Hazırlığım yoktu.

Kardeşim yanımdaydı.
Battaniyemi, eşyalarımı ona bıraktım.

Daha çocuk sayılırdı…
Çok ağladı.

Sarılıp ayrıldık.

Eski tutukluların tamamı hazırlıklıydı.
İsimlerinin çıkacağından emindiler.

MALTA VE YOLCULUK

Koğuş kapıları açıldı.

İkişer ikişer, kelepçeli halde Maltaya çıkardılar bizi.

Ben, Eylem Birliği örgütü Merkez Komitesi’nden Mahir Özduran ile kelepçelendim.
Yiğit bir adamdı.
Malta’yı alt üst etti, ben de eşlik ettim.

Hepimizi Malta’ya çıkardıktan sonra, hazırlıkları tamamlamak için ziyaretlerin yapıldığı camlı bölmeye götürdüler.

O gece orada kaldık.
Marşlar söyledik, türküler söyledik.
Camların hepsini tekmeledik, kırdık.

İlk tekmeyi atan sanırım yine Mahir’di.

İZMİR’E VEDA

Sabah erkenden aldılar bizi.

İki ring aracı arka arkaya dizildi.
Yaklaşık elli küsur kişiydik.

Ellerimiz kelepçeli, ayaklarımız uzun zincirlere bağlı.
Eşyalarımızla birlikte yola çıktık.

Birinci yazıda bahsettiğim Turgut Kıldıç vardı.
Tam bir baş belasıydı.

Yerinde durmazdı.
İyi top oynar, hırçındı.
Aynalı voleybolcu derdik.

Sonra başımıza öyle işler açtı ki…
Onu serinin sonlarında anlatacağım.

Ama çok sıkı dostumuzdu.
Sürgünden sonra ayrı koğuşlara düştük.

Çok severim kendisini.

VEDA

İzmir’e elveda…

Tüm anılarıma tanıklık etmiş İzmir’ime, böyle veda etmek…
Meçhul bir yolculuğa çıkarken insanın içini parçalıyor.

Bunu anlatmam mümkün değil.

Yazar hakkında