Sayfa Seç

Sadece Kuşlar Gitmedi…

Sadece Kuşlar Gitmedi…

Esasen güzelim kentimiz Buca için söylenecek çok şey kalmadı.
Yazılsa bile, artık çoğu anlamını yitiriyor; çünkü elimizden uçup giden yalnızca betona gömülen sokaklar değil.

Yok edilen, aynı zamanda yaşanmışlıklar oldu.
Biriktirdiğimiz hikâyeler sessizce anılara karıştı; hafızamızda hüzünle harmanlanıp silinmeye yüz tuttu.

Sevgili dostlar, gerçekten sormak zorundayım:
Biz ne yapıyoruz?
Şehir gözümüzün önünde yıkılırken neden yalnız kalıyoruz?
Bu sessiz çılgınlık bizi nasıl bu kadar kolay teslim aldı?

Fotoğrafta gördüğünüz yıkımlar sıradan değil.
Buca Yaylacık Mahallesi, 176. sokakta yerle bir edilen eski Rum evleri…
Mübadil komşularımızın bize emanet ettiği, en az yüz otuz yıllık bu yapılar kepçelerle yok edilirken, aslında yalnızca binalar gitmiyor.

Bu evlerin hemen yanında yaşıyorum.
Yaz akşamlarında bahçelerde yasemin kokusu sarardı etrafı;
güller, asmalar, bardacık ağaçları, narlar, erikler, kayısılar, yüzlerce saksı çiçek…

Hepsi yok edilirken en büyük acıyı çekenlerin kim olduğunu hiç düşündünüz mü?

Kuşlar.

Kuşlar sürgüne gitti.
Bahçedeki kedi dostlarımız yetim kaldı; kuşlarla olan sessiz kovalamacaları bitti.
Şimdi kim bilir o kuşlar nerede, hangi gökte kanat çırpıyor?

Kargalar nereye gitti?
Yaban güvercinleri hangi bahçeye inip su içiyor?
Serçeler biriken su kovalarında serinlerken hangi pencere açılacak artık?

Farkında değilsiniz belki ama bunalıyoruz.

“Yeniden yüklenen Buca” dedikleri bu mu?
Böylesine bir yıkımı hak edecek ne yaptık ki şehir kendi tarihini yok ediyor, biz de yalnızca izlemek zorunda kalıyoruz?

Artık bülbül ötmüyor.
Gidenler dönmüyor.
Yıkılan, yanan, yok edilen anılara daha ne kadar dayanabiliriz bilmiyorum.

Yazar hakkında