Atatürk’ü Anlamak ve Attila İlhan
Neden Atilla İlhan?
Anlatayım.
Paris’te bir ziyaret sırasında, Atilla İlhan’a bir meslektaşı sorar:
“Anlat bakalım sizin büyük devrimciyi.”
Atilla İlhan şaşırır.
“Kimi?” diye sorar.
Meslektaşı cevap verir:
“Mustafa Kemal Atatürk’ü soruyorum.”
Atilla İlhan, şaşkınlık içinde ne diyeceğini bilemez. Kısa bir sessizlikten sonra, Atatürk’ü daha sonra araştırıp anlatacağını söyleyerek sohbetten ayrılır.
Atilla İlhan gibi birçok solcu aydının, Atatürk’e uzun yıllar mesafeli, hatta küçümseyici bir yaklaşım içinde olduğu bilinen bir gerçektir. Tıpkı bizim gençlik yıllarımızda olduğu gibi…
“Milli burjuva”, “küçük burjuva”, “oligarşik” gibi kavramların arkasına sığınarak kurduğumuz paradokslarımız vardı.
Neyse…
Atilla İlhan, Atatürk’ü araştırmaya başlar. Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesini ve sonrasını inceler. Ve sonunda, Atatürk hakkında ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduğunu fark eder.
Böylece Atilla İlhan, Atatürk’le gerçek anlamda tanışır.
Ve ölünceye kadar da büyük bir Atatürkçü olarak yaşar.
Bizim devrimcilik yıllarımızda da benzer körlükler vardı.
Deniz Gezmiş’i, Mahir Çayan’ı bile zaman zaman “reformist” ilan eder, “Kemalist” damgası vururduk. Örneğin Deniz Gezmiş’in,
“Bizler ikinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın savaşçılarıyız”
sözlerine burun kıvırırdık.
Mahir Çayan’ın ünlü savunma notlarında yer alan şu cümleyi ise görmezden gelirdik:
“Kemalizm küçük burjuva devrimciliğidir. Ancak Kemalizm’in devrimci, anti-emperyalist ve ulusal bağımsızlık ruhu örnek alınmalıdır.”
Cezaevi yıllarımda; özellikle Nâzım Hikmet’in şiirlerinde, Doğan Avcıoğlu’nun kitaplarında, Uğur Mumcu’nun yazılarında okuma ve araştırma fırsatı buldum.
İnanın bana, tıpkı Atilla İlhan gibi ben de büyük bir aşkla Atatürkçü oldum.
1992 yılında CHP yeniden kurulduğunda, bu duygularla partiye üye oldum. Kafası başka yerde, gövdesi başka yerde olan bir üye olmadım.
İşte bu yüzden, bugün CHP’nin karşı-devrimci yapılar tarafından esir alınmasına karşı duruyorum.
Son sözüm şudur:
Mustafa Kemal Atatürk.