Sayfa Seç

“TÜRK SOLU”NUN HDP ÇIKMAZI

“TÜRK SOLU”NUN HDP ÇIKMAZI

Esasen Türk solunun çıkmaza sürüklenmesi 1970’li yılların sonlarında başladı. Bu sürecin, dış müdahalelerle ve bilinçli yönlendirmelerle derinleştirildiği kanaatindeyim.

Bu dönemde, “Kürt solu” adı altında kurgulanan yeni bir hat üzerinden Türkiye’deki sol hareket ayrıştırıldı. PKK’nin (Apocular) ortaya çıkışıyla birlikte, Türkiye sol hareketi fiilen bölünmüş oldu. Bu bölünme kısa sürede yayıldı; özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, kendileriyle aynı çizgide olmayan birçok sosyalist yapı tasfiye edildi. Bölge, giderek tek bir örgütsel insiyatifin kontrolüne bırakıldı.

Böylece sosyalist evrensellik yerini ayrıştırıcı bir dile bıraktı. Kardeşlik, ortak mücadele ve sınıf temelli dayanışma geri plana itildi; bölgesel milliyetçilik ve etnik kimlik öncelikli hale geldi.

Doğu ve Güneydoğu’da, sosyalist yapılara yönelik infazlar başladı. Özellikle Diyarbakır ve çevresinde, üniversitelerde önderlik edebilecek birçok devrimci genç katledildi; hayatta kalanların büyük bir kısmı bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

Stalin’in “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” söylemi, bağlamından koparılarak yoğun bir demagojiye dönüştürüldü ve Türkiye devrimci hareketinin üzerine bir kabus gibi çöktü. Şunu özellikle vurgulamak isterim: Türkiye devrimci hareketi, 12 Eylül’ü fiilen 1970’lerin sonunda yaşamaya başlamıştı.

DEV-GENÇ, Halkın Kurtuluşu, Partizan, Halkın Yolu, Kurtuluş, İGD gibi birçok sosyalist ve devrimci yapı; 12 Eylül’den önce çok ciddi bir kadro ve örgüt kaybı yaşadı. Bu nedenle grevler, üniversite eylemleri ve kitlesel direnişler önemli ölçüde desteksiz kaldı.

Bu dönem, Türkiye devrimci hareketi açısından büyük bir kırılma ve travmadır. Tarih, bu yönüyle dikkatle okunmalıdır.

Oysa olması gereken; ortak mücadeleydi. Kurtuluş adına kardeşlik sürmeli, tüm şehirlerde, tüm fabrikalarda, tüm üniversitelerde birlikte direnilmeliydi. Türküler birlikte söylenmeli, dil farkı bir ayrışma nedeni haline getirilmemeliydi. Kimlik ve memleket paranoyasına izin verilmemeliydi.

Bugüne yansıyan tablonun somut başlangıcı ise Çukurca ve Şemdinli baskınlarıdır. Bu saldırılarla birlikte silahlı çatışma süreci derinleşmiş, çok sayıda asker yaşamını yitirmiştir. Bu çatışmalı sürecin Türkiye’ye bedeli on binlerce can kaybı ve yüz milyarlarca dolarlık ekonomik yıkım olmuştur.

Buna rağmen:

  • Bölgede açılmış kayda değer sanayi yatırımları yoktur.
  • GAP Projesi sınırlı ölçüde hayata geçirilmiştir.
  • İşsizlik, eğitim, sağlık ve altyapı sorunları devam etmektedir.
  • Töre cinayetleri, feodal ilişkiler, toprak ağalığı, kadın ve çocuk istismarı hâlâ ciddi sorunlar olarak varlığını sürdürmektedir.

Bu tabloya rağmen, sınıfsal mücadele üretmeyen; işçi haklarını, grevleri, çevre sorunlarını gündemine almayan; emperyalizme karşı net bir duruş sergilemeyen bir siyasi hattın “sol” olarak tanımlanması, bana göre çıkmazın ta kendisidir.

Soruyorum:
HDP ya da PKK çizgisinden; işçi sınıfına, grevlere, emek mücadelesine dair kaç güçlü söylem duydunuz?
Çevre talanına karşı kaç tutarlı duruş gördünüz?
Ulusal bağımsızlık ve anti-emperyalizm konusunda kaç net cümle işittiniz?

Amerikan emperyalizmine karşı açık ve tutarlı bir karşı çıkışı ne zaman duydunuz?

Solculuk bu mudur?

Yazar hakkında