Sayfa Seç

İran; Ne Suriye’dir, ne de Irak!

İran; Ne Suriye’dir, ne de Irak!

Tabii ki benim de izlenimlerim var; eksik olabilir, yanlış olabilir ama siyasi geçmişimin deneyimine dayanarak söylüyorum: İran, çok farklı dinamikleri olan inatçı bir ülkedir.

Öyle kolay lokma olmadığını daha savaşın ilk gününde göstermiştir. Henüz İran’ın, savaş anlamında son sözünü söylemediğini iddia etmek abartı olmayacaktır. Türk nüfusunun çok yoğun olduğu İran, emperyalizme karşı en önemli dayanaktır. Olası bir kara savaşında; Amerika ve İsrail, Vietnam’da aldıkları yenilginin çok daha fazlasını alacaklardır.

Jeopolitik konumu gereği olası bir işgale geçit vermeme noktasında; çok katmanlı direniş, savunma, karşı taarruz ve cephe savaşları gibi olasılıklara karşı son derece deneyim sahibi bir ülkeden bahsediyoruz. Hatırlayın Irak ile savaş yaptıkları dönemi; Irak, tüm egemenlerin lojistik ve askeri desteklerine rağmen İran’ı yenememişti. Bu bir mucize değil, aksine bir askeri başarıydı.

Küresel emperyalizm, bu savaşla önce Çin’in Venezuela petrolüne erişimini kısıtladı; şimdi de İran savaşı üzerinden Çin’e giden petrol yollarını kapatmaya çalışıyor. Ancak Amerika’nın bu hamlelerle Çin Devleti’nin yükseliş trendini durdurması olanaksız görünüyor.

Kuşkusuz baskıcı Molla dönemi mutlaka son bulmalı, yerine laik ve çağdaş bir yönetim gelmelidir; buraya kadar her şey doğru. Ancak Molla yönetimindeki İran, kendi içinde ne yapacaksa devrimle yapacaktır. Bu bağlamda, Molla iktidarının yakın zamanda kendi iç dinamikleriyle yıkılacağını düşünüyorum.

İsrail ve Amerika, bu savaşta kendi uluslarından yeterli desteği almış değillerdir. Trump ve Netanyahu gibi isimler için yolun sonu bellidir; ancak İran halkı geleceğe daha inançlı bakıyor. Dünya kamuoyu da kabul ediyor ki; İran, her geçen gün daha fazla saygı duyulmaya yakın bir duruş sergiliyor.

Tabii ki bu savaşta tüm kalpler tek bir isim için atıyor: İspanya Başbakanı Pedro Sanchez.

Yazar hakkında