Kimliksiz Bir Kardeşlik Hikâyesi
1984 yılında Malatya E Tipi Cezaevi’ne sürgün edildiğimde tanıdım Fahri’yi. İstanbul’daki TKP-ML TİKKO davasından müebbet almıştı. İki yıl boyunca aynı komünde, aynı davanın insanları olarak yaşadık. Aynı çizgide, aynı inançta, aynı direnişin içindeydik.
Fahri Tırpan…
Sonradan öğrendiğim Ermeni kökeniyle değil, duruşuyla tanıdığım bir yoldaştı. Cezaevinde işkencedeki direnişiyle, liderliğiyle, yiğitliğiyle anılırdı. Benim içinse Malatya Cezaevi’ndeki ağabeyim, yol gösterenim, öğretmenimdi. Ondan çok şey öğrendim; sabrı, disiplini, sessiz cesareti…
Aramızdaki bağı anlatmak zor. Dostluktu, yoldaşlıktı, kardeşlikti. Kelimeler yetmiyor. Fahri sert görünürdü; ama yüreği kocamandı. İnsanı insan yapan o derinlik, en zor zamanlarda bile kendini belli ederdi.
1986’da tahliye olduğum gün…
O anı hatırladıkça hâlâ içim sızlar. Fahri’nin hüngür hüngür ağladığını gördüm. Sert, suskun adam gitmiş; yerini duygularını saklamayan bir yürek almıştı. Benden önce tahliye olmam ona ağır gelmişti. “Sen enerjiksin, heyecanlısın,” derdi. “Küçük kardeşim uçup gidiyor.”
Fahri’nin Ermeni olduğunu çok sonra öğrendim. Biz etnik kimliklerle, kökenlerle ilgilenmezdik. Hiçbir zaman da etmedik. Kendimizi Türk devrimcileri olarak görürdük; vatansever, ulusalcı, devrimci… Mezhepçilik, hemşericilik, feodal bağlar bizim sözlüğümüzde yoktu. Ülkenin neresinde olursa olsun, ezilenin sesi olmayı görev bilirdik. Devrimin yolu ortaklıktan geçerdi; öyle inandık, öyle yaşadık.
Yıllar sonra, “Ermeni meselesi” yeniden gündeme taşındığında, bu hatıralar içimde daha da ağırlaştı. Fahri’yle aynı hücreyi paylaşmış biri olarak, meseleye insan yüzünden bakmadan yapılan her tartışmanın eksik kaldığını düşündüm. Tarih konuşulurken, emperyalist hesapların, büyük güçlerin ikiyüzlülüğünün, savaşların ve kışkırtmaların da konuşulması gerektiğine inandım. Ama en çok şunu gördüm: Kimlikler üzerinden yürütülen tartışmalar, insanı ve yaşanmışlığı çoğu zaman gölgede bırakıyordu.
Ben Fahri’yi kökeniyle değil, direnişiyle tanıdım.
Onu “Ermeni” olduğu için değil, yoldaşım olduğu için sevdim.
Aynı davanın insanlarıydık; demir kapılar ardında, aynı umudu taşıdık.
Bugün dönüp baktığımda, şunu net biçimde söyleyebiliyorum:
Geçmişle yüzleşmek, önce insanla yüzleşmekten geçer. Fahri’nin hatırası bana bunu öğretti. Kimliklerden önce yürekler vardı; ve bazı yürekler, adları anıldıkça hâlâ sıcak.