Kızılçullu
Şimdiki adıyla Şirinyer’in eski adı… Daha da geriye gidersek: Paradiso.
Öyle muhteşem bir güzellikti ki, adeta gerçek bir cennet. Yahanelerden aşağı sarktığınızda kendinizi bambaşka bir dünyaya adım atmış gibi hissederdiniz. Karşınızda büyük su kemerleri, içinde göçmen kuşlarının mola verdiği Kızılçullu Deresi uzanırdı. Mevsim yazsa, yüzmeden durmak mümkün değildi.
Birinci kemerin sol tarafında bir mağara vardı; şimdi duruyor mu bilmiyorum. Çocukken duyduğumuz rivayetlere göre ünlü düşünür Homeros’un bu mağarada kaldığı söylenirdi. Özellikle dereye ilk adım atılan yerde bir anafor vardı; kapılmaktan çok korkardım.
Yüzme işimiz bitince acıkırdık. Osmanağa suyuna yakın evlerden ekmek isterdik, herkes verirdi. Ya da çevredeki üzüm, bardacık, erik ağaçlarından koparıp yerdik. Her taraf ağaç doluydu.
Evet sevgili dostlar, bugünkü NATO yerleşkesi içinde bir saat kulesi vardı. Şirinyer’in pek çok yerinden görünen bu kuleye bakarak eve döneceğimiz zamanı ayarlardık.
Eski Amerikan Mektebi’ne ev sahipliği yapmış Kızılçullu Köy Enstitüsü’nün kurulduğu bu semt, gerçekten eşsiz bir yerdi.
Peki şimdi ne durumda? Bu nadide kenti kimler yönetiyor? Düşündükçe insanın içi sızlıyor. Su kemerlerinin etrafına bir bakın; sahipsizliğin feryadını duyar gibi olursunuz.
Kentin geçmişini bilmeyen, tarihî dokusuna sahip çıkmayan bir belediyecilik anlayışıyla karşı karşıyayız. Geçmişe sahip çıkmak, Kızılçullu’nun sanatını ve edebiyatını gelecek nesillere aktarmak kimsenin aklına gelmiyor.
Gölet’e sahip çıkılmaz, Yedi Göller unutulursa; bugün o alanların sivrisinek üreme merkezine dönüşmesine şaşmamak gerekir.
Gölet ve Yedi Göller’e sahip çıkmayanlardan Kızılçullu’ya sahip çıkmalarını beklemek gerçekçi değildir.
Bu sorunların üstesinden gelebilecek yöneticinin, kim olursa olsun, deneyimli ve birikimli olması gerekir. Mahalleyi tanımalı, bu kentin hafızasını bilmeli.